2011
Sen O’nun İçin Çok Önemlisin
Kasım 2011


Sen O’nun İçin Çok Önemlisin

Rab, bir canın değerini ölçerken dünyanın kullandığı teraziden farklı bir terazi kullanır.

Yeryüzünde bilinen en büyük peygamberlerden biri olan Musa, Firavun’un kızı tarafından büyütülmüş ve hayatının ilk 40 yılını Mısır’ın kraliyet saraylarında geçirmişti. O eski krallığın görkemini ve güzelliğini kendi gözleri ile görmüştü.

Yıllar sonra Musa, uzaklarda bir dağın tepesinde, güçlü Mısır imparatorluğunun ihtişamından ve saltanatından çok uzak bir yerde, Tanrı’nın huzurunda durdu ve O’nunla arkadaşıyla konuşan bir insan gibi yüz yüze konuştu.1 Bu ziyaret sırasında, Tanrı Musa’ya ellerinin işçiliğini gösterdi ve ona işini ve görkemini bir an için görmesine izin verdi. Bu görüm sona erdiğinde, Musa yere yığılıp saatlerce yerden kalkamadı. Sonunda kendine geldiğinde, Firavun’un sarayında yaşadığı yıllarda aklının ucuna bile gelmeyen bir şeyi fark etti.

“Biliyorum ki,” dedi o, “insan bir hiçtir.”2

Biz Düşündüğümüzden Daha Küçüğüz

Evren hakkında daha çok şey öğrendikçe, —en azından bir derece olsun—Musa’nın bildiği şeyleri daha iyi anlarız. Evren o kadar büyük, gizemli ve olağanüstüdür ki insan aklı bunu kavrayamaz. Tanrı Musa’ya, “Sayılamayacak kadar çok dünyalar yarattım” dedi.3 Geceleyin gökyüzünde görülen harika işaretler bu gerçeğin güzel bir tanıklığıdır.

Gece karanlığında okyanusları ve kıtaları uçarak geçtiğim zamanlarda uçuş kabinimin camından dışarı baktığımda gördüğüm milyonlarca yıldızın sonsuz ihtişamı gibi beni nefes nefese bırakan, beni öylesine büyüleyen çok az şey bulunmaktadır.

Astronomlar evrendeki yıldızları saymaya çalışmışlardır. Bir grup bilim adamı, teleskoplarımızın görüş mesafesinde olan yıldızların sayısının dünyadaki sahillerdeki ve çöllerdeki bütün kum tanelerinin 10 katından daha fazla olduğunu tahmin etmektedir.4

Bu sonuç eski peygamber Enok’un şu beyanına dikkat çekici bir şekilde benzemektedir: “İnsanın, yeryüzündeki her zerreciği, evet, bu dünya gibi milyonlarca dünyayı sayması mümkün olsaydı, senin yarattıklarının sayısının başlangıcı bile olmazdı.”5

Tanrı’nın yarattığı sonsuz sayıda şeyleri düşündüğümüzde, büyük Kral Benyamin’in halkına “Tanrı’nın büyüklüğünü ve kendi hiçliğinizi her zaman aklınızda tutun”6 diyerek vermiş olduğu öğüdü daha kolay anlarız.

Biz Düşündüğümüzden Daha Büyüğüz

Her ne kadar insan bir hiç olsa da, “Tanrı’nın gözünde canların çok değerli olduğunu”7düşünmek beni şaşırtıyor ve saygı hissettiriyor.

Uçsuz bucaksız evrene bakarken, “Yaratılışın görkemi ile karşılaştırıldığında insan nedir?” diye sorabiliriz. Tanrı’nın Kendisi evreni bizim için yarattığını söyledi! Onun işi ve görkemi—bu muhteşem evrenin amacı—insanlığı kurtarmak ve yüceltmektir.8 Başka bir deyişle, bu uçsuz bucaksız sonsuzluk, bu sonsuz boşluğun ve zamanın görkemi ve sırları, senin ve benim gibi sıradan fani insanların faydalanması için kurulmuştur. Cennetteki Babamız, O’nun oğulları ve kızları olarak potansiyelimize ulaşmamız için evreni yarattı.

İnsanlıkla ilgili çelişki şudur: İnsan, Tanrı ile karşılaştırıldığında bir hiçtir; ama Tanrı için biz her şeyiz. Bu sonsuz yaratılışın arka perdesinin karşısında biz bir hiç olarak görünsek de, göğsümüzde yanan sonsuz ateşin bir kıvılcımına sahibiz. Bize kavranması mümkün olmayan bir yücelme vaadi verilmiştir ki—bitmez tükenmez dünyalar—bizim erişebileceğimiz bir mesafededir. Bu, Tanrı’nın ulaşmamıza çok yardımcı olmak istediği bir şeydir.

Gururun Çılgınlığı

Büyük aldatıcı, Tanrı’nın çocuklarını doğru yoldan çıkarmak için elindeki en etkili aletlerinden birinin onları insanlığın çelişkisi ile ilgili aşırı uçlara çekmek olduğunu bilir. Aldatıcı bazı insanları kendisine çekmek amacıyla onlara gurur dolu eğilimleri hoş gösterir, onları över ve kendilerini yüksek görmeye ve yenilmez olduklarının fantezisine inanmaya teşvik eder. Onlara sıradan olmadıklarını, yeteneklerinden, doğuştan kazandıkları haklardan ya da sosyal konumlarından dolayı, kendilerini çevreleyen her şeyin ortak özelliklerinin çok üstünde olduklarını söyler. Bu yüzden onları başkalarının kurallarına uymamaya ve başkalarının problemleri yüzünden rahatsız edilmemeleri gerektiğine inandırır.

Abraham Lincoln’un şu şiiri sevdiği söylenir:

Ah, fani insanların ruhu neden gururludur?

Süratli geçip giden bir meteor, hızlı uçan bir bulut gibi,

Şimşeğin çakması, dalganın kırılması gibi,

İnsan bu hayattan geçer ve sonsuz rahatına mezarda kavuşur.9

İsa Mesih’in öğrencileri, sonsuzlukla karşılaştırıldığında, bu fani dünyadaki varlığımızın boşlukta ve zamanda sadece “kısa bir süre” için olduğunu anlarlar.10 Onlar bir kişinin gerçek değerinin dünyanın el üstünde tuttuğu değerlerle pek ilgisi olmadığını bilirler. Onlar, bütün dünyadaki paraları bir araya toplayıp yığsanız da, bu paralarla cennet ekonomisinde bir somun ekmek bile alınamayacağını bilirler.

“Tanrı’nın krallığını miras alacak” olanlar11 “bir çocuk gibi uysal, yumuşak huylu, alçakgönüllü, sabırlı, sevgi dolu” olanlardır.12 “Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”13 Bu tür öğrenciler “insanlara hizmet ettiğiniz zaman yalnızca Tanrınıza hizmet edersiniz” sözlerini de anlarlar.14

Biz Unutulmadık

Şeytan’ın bizi kandırdığı başka bir yol da cesaretimizi kırmaktır. O, çok değerli olduğumuzdan kuşku duymaya başlayıncaya kadar gözlerimizin kendi önemsizliğimize odaklanması için çaba gösterir. Bize, insanların bizi umursamayacak kadar çok önemsiz birisi olduğumuzu, özellikle Tanrı’nın bizi unuttuğunu söyler.

Kendisini önemsiz, unutulmuş ya da yalnız hissedenlere birazcık yardımcı olabileceğini düşündüğüm kişisel bir tecrübemi sizlerle paylaşmama izin verin.

Yıllar önce Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri’nde bir pilot eğitimine katıldım. Evimden uzaklarda bir yerdeydim; Çekoslovakya’da doğmuş, Doğu Almanya’da büyümüş ve İngilizceyi zar zor konuşan, Batı Almanyalı genç bir askerdim. Teksas’taki eğitim üssümüze olan yolculuğumu çok iyi hatırlıyorum. Uçakta, kuvvetli Güneyli aksanı ile konuşan bir yolcunun yanına oturmuştum. O’nun ağzından çıkan hiçbir kelimeyi anlamıyordum. O gün hayatım boyunca yanlış bir dili mi öğrenmişim diye kendi kendime sordum. Pilot eğitiminde iyi bir derece alabilmek için anadili İngilizce olan öğrencilere karşı yarışacağımı hatırlamak beni dehşete düşürüyordu.

Teksas’ta Big Springs adında küçük bir kasabada bulunan hava üssüne vardığımda, Son Zaman Azizlerine ait bir kilise dalı aradım ve buldum; bu daldaki üyeler hava üssündeki kiralık odalarda toplanan bir avuç dolusu harika üyelerden oluşuyordu. Bu üyeler sürekli Kilise olarak kullanılacak küçük bir toplantı evinin yapımı ile meşguldüler. Eskiden o günlerde yeni binaların yapımı için gereken işçiliğin çoğunu üyeler karşılardı.

Her gün pilot eğitimine katıldım, elimden geldiği kadar derslerimi çok çalıştım ve boş kalan zamanımın büyük bir kısmını yeni toplantı evinin inşaatında çalışarak geçirdim. Orada iki-çarpı-dördün bir dans adımı olmadığını, ama iki birim kalınlığında bir tahta olduğunu öğrendim. Aynı zamanda çivi çakarken başparmağımı kaçırarak önemli bir hayatta kalma becerisini öğrendim.

Toplantı evinin inşaatında çok çalıştığım için dal başkanı—kendisi aynı zamanda benim uçuş öğretmenlerimden biriydi—derslerimi daha çok çalışmam gerektiğini söyleyerek bu konu ile ilgili kaygılarını dile getirdi.

Arkadaşlarım ve öğrenci pilot arkadaşlarım da boş zamanlarında değişik etkinliklere katıldılar; o etkinliklerin bazılarının bugünkü Gençlerin Güçlendirilmesi İçin kitapçığı ile uyum içinde olmadığını söylememde bir sakınca olduğunu sanmıyorum. Bana kalırsa, bu küçücük batı Teksas dalında aktif bir şekilde üye olmaktan, yeni marangozluk becerilerimi uygulamaktan ve yaşlılar kurulu ile Pazar Okulu’ndaki öğretmenlik görevimi yerine getirirken İngilizcemi geliştirmekten zevk alıyordum.

O zaman, Big Spring [Büyük Kaynak] kasabası, bu adına rağmen, küçük, önemsiz ve bilinmeyen bir yerdi. Ben de kendimi sık sık aynı şekilde hissettim—önemsiz, bilinmeyen ve oldukça yalnız. Öyle olmasına rağmen, hiçbir zaman Rab’bin beni unutup unutmadığını ya da beni burada bulup bulamayacağını merak etmedim. Nerede olduğumun, pilot eğitimi sınıfımda kaçıncı olduğumun ya da Kilise’deki çağrı görevimin ne olduğunun Cennetteki Baba için önemli olmadığını biliyordum. Onun için önemli olan şey elimden geleni yapmam, yüreğimin O’na dönük olması ve etrafımdakilere yardım etmeye istekli olmamdı. Elimden geleni yaparsam her şeyin iyi olacağını biliyordum.

Her şey iyi de oldu.15

Sonuncular Birinci Olacak

Günlerimizi mermer salonlarda ya da ahırdaki işlerde çalışarak geçirelim, bu Rab’bin hiç umurunda değildir. Bulunduğumuz koşullar ne kadar zor olursa olsun, O bizim nerede olduğumuzu bilir. O,—Kendi yöntemiyle ve Kendi kutsal amaçları doğrultusunda—yüreğini O’na verenleri işinde kullanacaktır.

Tanrı bugüne kadar yaşamış en büyük insanlardan bazılarının tarihin sayfalarının hiçbirinde yer almayacağını bilir. Onlar Kurtarıcı gibi örnek olmaya çalışan ve hayatlarının her gününü iyilik yapmak için geçiren kutsal, mütevazı insanlardır.16

Böyle bir çift, bir arkadaşımın anne ve babası, bu ilkeyi bana örneklerle göstermektedir. Baba, Utah’ta bir çelik fabrikasında çalışıyordu. Öğle yemeğini yerken kutsal yazılarını ya da Kilise dergisini açıp okurdu. Diğer işçiler bunu gördükleri zaman, onunla alay ettiler ve onun inancına karşı konuştular. Onlar böyle yaptıklarında, bu adam onlarla nazik bir şekilde ve kendine güvenle konuştu. Onların saygısız davranışlarının kendisini kızdırmasına ya da sinirlendirmesine izin vermedi.

Yıllar sonra onunla en çok alay edenlerden birisi çok hastalandı. Ölmeden önce bu mütevazı adamdan kendi cenazesinde konuşmasını rica etti—o da cenazede konuştu.

Sosyal statü ya da zenginlik nedir bilmeyen, Kilise’nin bu sadık üyesinin sergilediği bu örnek, onu tanıyan herkesi derinden etkilemişti. Bu kişi bir gün karda mahsur kalmış işçilerden birine yardım etmek için durduğu sırada geçirdiği bir iş kazasında hayatını kaybetti.

Dul hanımı o yıl bir beyin ameliyatı geçirmek zorunda kaldı, sonra belden aşağısı hiç tutmadı. Yine de insanlar bu bayanı severek ziyarete gelirler, çünkü bu kadın dinlemeyi sever. Hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi unutmaz. Herkesle ilgilenir. Eli ile bir şey yazamadığı için, çocuklarının ve torunlarının telefon numaralarını ezberinde tutar. O yüreğindeki sevgi ile herkesin doğum gününü ve evlilik yıldönümlerini hatırlar.

Onu ziyarete gelen herkes, oradan hayatın hakkında ve kendisi hakkında daha iyi hissederek ayrılır. Herkes onun sevgisini hisseder. Herkes onun ilgisini bilir. O, hiç şikayet etmez, tersine günlerini başkalarının hayatını bereketlemek için geçirir. Onun arkadaşlarından biri bu kadının bugüne kadar tanıdığı insanların arasında İsa Mesih’in sevgisini ve hayatını gerçekten örnekle gösteren birkaç kişiden biri olduğunu söyledi.

Bu çifte sorulsaydı, belki de kendilerinin bu dünyada pek önemli olmadığını ilk onlar söylerdi. Ne var ki Rab, bir canın değerini ölçmek için dünyanın kullandığı teraziden farklı bir terazi kullanır. Rab bu sadık çifti tanır; onları sever. Onların eylemleri, O’na duydukları inancın yaşayan bir tanıklığıdır.

Sen Onun İçin Çok Önemlisin

Sevgili erkek ve kız kardeşlerim, evrenin büyüklüğü ile karşılaştırıldığında, insanın bir hiç olduğu doğru olabilir. Bazen kendimizi önemsiz, görülmez, yalnız ya da unutulmuş hissedebiliriz. Ancak her zaman şunu hatırlayın—O’nun için çok önemlisiniz! Eğer bundan kuşku duyuyorsanız, şu dört ilahi ilkeyi düşünün:

Birincisi, Tanrı alçakgönüllü ve yumuşak huylu olanları sever, çünkü “Göklerin Krallığı’nda en büyük” onlardır.17

İkincisi, Rab “sevindirici haberinin tamamının zayıf olanların ve sıradan olanların sayesinde dünyanın her ucuna bildirilmesi” görevini bize emanet etmiştir.18 O, “dünyanın zayıf olanlarının gelip güçlü ve kuvvetli olanları yıkmalarını”19 ve “güçlü olanları” utandırmalarını seçmiştir.20

Üçüncüsü, nerede yaşarsanız yaşayın, ne kadar mütevazı durumlarda olursanız olun, yetersiz bir işte çalışsanız da, yetenekleriniz sınırlı olsa da, ne kadar sıradan bir görünüşe sahip olsanız da veya Kilise’deki çağrıldığınız görev size ne kadar küçük gözükse de, siz Cennetteki Babanız için görülmez değilsiniz. O sizi seviyor. O sizin alçakgönüllü yüreğinizi ve sizin sevgi dolu işlerinizi ve nezaketinizi biliyor. Bunlar hep birden sizin sadakatinize ve imanınıza ilişkin sürekli bir tanıklık oluşturur.

Dördüncüsü ve sonuncusu, lütfen anlayın ki şu an gördükleriniz ve tecrübe ettikleriniz sonsuza dek yaşayacağınız şeyler değildir. Sonsuza dek yalnızlık, üzüntü, acı ya da cesaretsizlik hissetmeyeceksiniz. Tanrı’nın şu sadık sözü bize verilmiştir ki O yüreğini O’na yöneltenleri ne unutacaktır ne de terk edecektir.21 Bu söze umut bağlayın ve inanın. Cennetteki Babanızı sevmeyi öğrenin; sözde ve eylemde onun öğrencisi olun.

Emin olun ki sonuna kadar dayanır, O’na inanır ve emirlere sadık kalırsanız, bir gün Havari Pavlus’a vahiy edilmiş olan vaatleri kendiniz için tecrübe edeceksiniz: “Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladıklarını hiçbir göz görmedi, hiçbir kulak duymadı, hiçbir insan yüreği kavramadı.”22

Kardeşlerim, evrendeki en güçlü Varlık ruhunuzun Babasıdır. O sizi tanıyor. O sizi mükemmel bir sevgi ile seviyor.

Tanrı sizi bu gezegende kısa bir süreliğine yaşayan ölümlü bir varlık olarak görmüyor—O sizi Kendi çocuğu olarak görüyor. O sizi olabileceğiniz ve olmak üzere tasarlandığınız bir varlık olarak görüyor. O’nun için ne kadar çok önemli olduğunuzu bilmenizi istiyor.

Dilerim daima inanır, güvenir ve hayatlarımızı doğru bir hizaya getiririz ki gerçek ebedi değerimizi ve potansiyelimizi anlayabiliriz. Cennetteki Babanın bizim için sakladığı değerli nimetlere layık olabilmek, benim O’nun Oğlu’nun, hatta İsa Mesih’in adıyla ettiğim duamdır, amin.